Bye, Londra Turca (R.I.P.)

Ocak 24, 2012

Selamlar sevgili okur;

Guzel bir hevesle basladi, daha ilginizle yeni yeni kucaklasiyordu ki benim Turkiye’ye tasinmam ile son buldu. O sebeple siteye artik uzunca bir sure bir sey yazmak mumkun gorunmuyor.

Tek dilegim, bol bol gezin, yiyin icin ve keyfini cikarin.

Sevgilerimle,

Angelito.

Goodman @ Bank / City

Aralık 5, 2010

Kaliteli steak (Tr. Biftek) için Londra’daki en belli başlı mekanların başında geliyor Goodman. Şehirdeki bilimum gece ve şehir hayatı blogları ve sitelerine göre yıllardır Londra’daki en iyi 2-3 steak lokantasından biri olagelen Goodman, bir et lokantasından çok daha fazlasını, üst düzey bir restoran tecrübesini de sunuyor sizlere. İki tane şubeleri var, biri Mayfair’de, diğeri ise City’de. Biz bu ziyaretimizde City’de, Bank istasyonundan kısa bir yürüme mesafesi uzaklıktaki şubesini tercih ettik.

Hafta içi / hafta sonu farketmeden en aşağı 1 hafta kadar öncesinden rezervasyon yaptırmanın şiddetle tavsiye edildiği bu restorana herkesin gidiş amacı belli: Bu şehirde yenebilecek en güzel etlerden biri ya da bir kaçının tadına bakmak. Beklentilerinizi tam anlamıyla karşılayabilmenin yanı sıra, sadece biftekten çok daha fazlası var Goodman’da. Çok aç olduğum için, ortaya istediğimiz tüm side dish’lere rağmen başlangıç olarak söylediğim Kaplan Karides (Tiger Prawn) Tempura – Avokado, Mango Püresi ve Cajun Mayonezli, hayatımda yediğim en akılda kalıcı lezzetteki karides yemeklerinden biriydi.

Ara sıcaklarda öyle çok ahım şahım bir şey olmasa da (dışı çıtır, içi püremsi yumuşacık patates kızartmasına artık standart gözle bakılmalı), etlerine gelince Goodman’da akan sular duruyor. Masadaki diğer arkadaşlarla beraber kimi İskoç, kimi İrlanda’lı, kimi ise Amerikan olan sevgili sığırlarımızın en güzel etlerinden değişik değişik söyledik. Ben de (içecekler konusunda da) inanılmaz yardımcı olan şefimizin tavsiyesine uyarak Goodman Rib-Eye’da karar kıldım. Gelen lezzet bambaşkaydı… Herkesin etin pişmişliği konusunda kendince bir standardı oluyor, masadaki arkadaşlardan kimisi neredeyse canlı kıvamda :) “blue” istedi, kimisi orta, kimisi (ben dahil) orta-az, kimisi de az pişmiş; zevkler tabiki de kişiden kişiye değişse de eti çok pişmiş seviyorsanız, lütfen sonrasında bütün büyüleyici özelliğini kaybeden bu etin tam tadına varamıyor olduğunuzu da aklınızın bir köşesine not edin. Ha, bu kadar övdük, güzel de para bayıldık, bir kulp takmayacak mıyız? Takalım… Fiyatlarını sonuna kadar haketseler de, Creme Brulee’lerini çok tutmadık, onun yerine çok övülen Cheeskecake’lerine göz koymakta fayda var.

Fiyat: ****
Lezzet: *****
Ambiyans: ****
Servis: *****

Ne zaman? > Hakkını veren, güzel biftek için (rezervasyonla) hemen her zaman…

Adres: 11 Old Jewry, EC2R 8DU, London

Harita:

View Larger Map

Cargo @ Shoreditch

Eylül 26, 2010

Kesinlikle Londra’daki göz bebeklerimden biri ve hatta Londra gece hayatındaki ilk göz ağrım olan Shoreditch’in kalesi Cargo’yu şu ana kadar yazmayarak aslında biraz haksızlık ettim, biliyorum. :) Adını bir çoğunuz duymuş hatta bir kısmınız müptelası olmuş olabilirsiniz ama maksat duyurmadan geçmeyelim – Cargo Londra gece hayatının bilinmesi gereken baş köşelerinden biri.

Hafta içleri hiç de fena olmayan yemekleri olan ve canlı müzik dinleyebileceğiniz, ufaktan dansedebileceğiniz hoş bir bar olarak hizmet veren bu mekan, özel konserler ve hafta sonlarında arka tarafındaki hangarın kapılarını açıyor ve Londra reggeaton, dubstep, drum n bass, house müziğinden oldukça başarılı DJ’lerin ve birbirinden farklı performans sanatçılarının sahne aldığı bir cluba dönüşüyor. İlk gittiğimde sahnede 30 kişilik bir üflemeli enstrüman grubu, Michael Jackson’dan Pink’e, Britney Spears’tan Cardigans’a pop şarkılarını üflemelilerle ‘cover’layıp bizi yerden yere vurdu, bir başkasında çılgın bir rock grubu, bir başkasında Türk asıllı caz sanatçısı Fatima Spar, başka seferlerde ise ünlü ya da henüz underground elektronik müzik toplulukları eşliğinde kurtlarımızı döküp dans ettik. Yani Shoreditch yöresinin tam bir özeti Cargo – ne olacağı asla belli olmuyor ama çok eğleniyorsunuz.

Londra’nın en keyifli mekan bahçelerinden birine ev sahipliği yapıyor olması burayı çok sevmemiz için bir başka neden. Müşterilerinin de oldukça beğendiği bahçe, özellikle barbekü yaptıkları yağışsız havalarda mekanın kendisinden bile popüler diyebilirim. Ünlü isimlerin konserleri için hafta içi, giriş ücreti vermemek için 12′den önce ücretsiz giriş yapılan Cuma günlerini tercih edebilirsiniz. Ama ne olur ne olmaz siz yine de gitmeden web sitelerine bir bakın.

Ne zaman? > Bir cuma akşamı, mutlaka :)

Adres: 83 Rivington Street, London EC2A 3AY‎
View Larger Map

Proud @ Camden Town

Eylül 26, 2010

Selamlar Londra gezginleri ve aşıkları! Tekrar merhaba :)

Az kalsın çok sevdiğim Londra’cığımdan vatana dönüş yapmak zorunda olduğum için bir kaç aydır buralara uğrayamamıştım ama içim de yanmıştı bilesiniz. Başından beri amacımız karşılıksız bir şekilde ne biliyorsak paylaşmak olduğu ve bunu da büyük bir keyifle yaptığımız için, buradan uzak kalmak yordu biraz ama çok şükür ki geri döndük. Sevgili Gina bir süre bizlerle beraber olamayacak gibi görünüyor o yüzden bendeniz Angelito tek başına da olsa sizlere hizmete hazırdır.

Eylül sonu geldi ve yeni nesil öğrenci kadrosu birer birer Londra yolunu tutuyor. O yüzden biz de sezonu gece hayatından açalım dedik ve Londra’ya yeni taşınmış arkadaşım Fırat’la beraber Camden Town civarındaki Proud’un yolunu tuttuk.İyi ki de öyle yapmışız, zira uzun bir süredir değişik sebeplerle adını yüzlerce duyup bir kere olsun gitme şansı bulamadığım bu keyifli mekanı oldukça çok sevdik.

Camden Town istasyonundan Chalk Farm’a doğru yürürken sol tarafta kalan Stables Market’in içine konuşlanmış bu mekan, yerinin hakkını vermek için belki de 2 tane her biri 300-400 kişiyi rahatlıkla alan konser/parti odası, oldukça keyifli bir teras balkonu ve 1 adet ahırdan oluşuyor. Evet, bildiğiniz ahır :) Ve bu ahırın her biri gayet şık dekore edilmiş odaları, birer özel kiralanabilen parti locasına dönüşmüş durumda. Oldukça ilginç bir fikir, oldukça güzel bir uygulama. Hepsinin kiralanamadığı durumlarda, ki anladığımız kadarıyla bu sık karşılaşılan bir durum, giriş serbest olan ahır localarındaki kalabalığa karışıp eğlenmeniz mümkün.

İndie pop/rock, elektro pop ve alternatif kafalardaki müziklerden hoşlanıyorsanız ve takım elbiseniz ya da Gucci bluzunuzla elegant bir yere gitme arayışında değilseniz, Proud sizin Londra gece hayatındaki favori yerlerinizden biri olabilir. Çıkan gruplar oldukça dinamik canlı müzikler çalarken, kendinize 80ler disko popu çalan bir köşe bulmanız da gayet mümkün. Hava alasınız mı var? Gayet geniş balkonuna buyrun. Üşüyenler için yarı kapalı, ısıtıcılı ve kendine ait bir mini barı da bulunan bir odasının olması bizim olduğu gibi sizin de kalbinizi çalsın. :)

Giriş fiyatı gecesine göre değişmekle beraber 10 pound civarında ama Camden Town ya da Chalk Farm tarafından yürürken flyer dağıtan elemanları arasın gözleriniz. Giriş ücretinden 2 ila 5 pound azaltabilirsiniz böylece.

Ne zaman? > Bir haftasonu partilemek ve dans edip kurtlarınızı dökmek istediğinizde…

Adres: The Horse Hospital Stables Market Chalk Farm Road Camden Town NW1 8AH


View Larger Map

Resim

Story Deli @ Brick Lane

Nisan 22, 2010

Pizzacılardan başladık bugün, öyle devam edelim. Bir önceki yazımızda Brixton’daki Franco Manca‘yı Londra’daki en güzel pizzayı yapan iki mekandan birisi olarak göstermiştik. Şimdi ise lezzet olarak bize göre en az Franco Manca kadar lezzetli, belki de zevkten zevke göre burun farkıyla bir adım önde olabilecek Story Deli konuğumuz.

Gerçek İtalyan pizzasından bahsediyoruz a dostlar! Önceki yazıda dedik ya tadını sadece yiyen bilebiliyor, zira öncesinde yenilen gayet leziz binbir çeşit pizzayı bile beğenmez hale geliyorsunuz bunların bir tanesini tattıktan sonra. İncecik olması mühim ve en önemli kısmı. Malzemeler mümkünse organik, tazecik ve mevsiminde olmalı. Hamurunda odun ateşi tadı hissetmelisiniz ve yedikten sonra kesinlikle midenize oturmamalı. Zor iş yani anlayacağınız, fakat Story Deli bunların hepsini belki de İtalya’da bile bulunamayacak güzellikte bir araya getiriyor. Hatta öyle ki, yemek konusunda tam bir snob olan sevgili anneciğimin Londra gezisinde nadir beğendiği yeme içme noktaları arasında en beğendiği oluyor. Zavallı kadın o kadar etkilendi ki, takibindeki iki gün ağzından düşmedi Story Deli. Bizim denemeye fırsatımız olmadı ama tatlılar ve kurabiyeler de son derece lezzetli gözüküyorlardı.

Brick Lane ortamını bilenler için gayet alışık bir manzara içerisi, ağırlıklı olarak sanat ve tasarım öğrencileri ve vintage giyinen, giyinmese bile seven, genç ve yeniliğe açık bir kitle, dev camekanlardan dışarıdan gelen geçeni keserken pizzalarını bekleyip, bir yandan da bir vintage sanat galerisi havasında döşenmiş olan iç mekanı seyre dalıyorlar. Pizzalarını bekelemek derken, hiç bu kadar ciddi olmamıştık. Çünkü hayatımızda yediğimiz burun farkıyla en güzel pizzaları beklerken, asırlar geçiyor, yaşlanıyoruz, yeni garsonlar işe alınıyor. Şaka bir yana, eğer Cuma günü bile dolu olan mekandaki bu pizza bekleme süresi, Brick Lane’in esas kapalı gişe oynadığı haftasonları nasıl oluyordur, tahmin etmek bile korkunç. En büyük rakipleri Franco Manca’ya da ambiyans olarak benzer olsalar ve pizza konusunda bileklerini büktürmeseler bile, servis konusunda yenik düşüyorlar bu şekilde. O yüzden kalabalığa göre yarım saati aşabilecek bu bekleme süreniz esnasında sıkılmamak için sevdiğiniz bir iki arkadaşınızla bir şeyler içip muhabbet ederek vakit geçirmek iyi gelecektir. Fakat gözünüz korkmasın, tüm deneyimlerinizi aşabilecek güzellikteki bir pizza deneyimi için, biraz çile çekmeye değer. Bizce fazlasıyla değdi ve Londra’daki en favori köşelerimizden biri haline geldi Story Deli. Size de tavsiye ederiz. Yeri ararken kaybolursanız Brick Lane’deki Cafe 1001′i sorun, tam yanında.

Not: Pizza fotoğrafları nerde dediğinizi duyar gibi oluyorum. Mekan kalabalıkla zaten zor başettiğinden, gizli kalma taraftarı gibi duruyor. Zira garsonlar yakalarlarsa asla fotoğraf çektirmiyorlar. Ama en favori yemek blogumuz Küçük Gurme bir Londra gezisi sırasında burayı kaleme alırken, yakalanmadan bir fotoğraf çekebilmiş, tıklayalım görelim.

Fiyat: **
Lezzet: *****
Ambiyans: ***
Servis: **

Ne zaman? > Unutulmaz güzellikte pizzalar için bir öğle ya da akşam yemeğinde. (Hafta sonları kalabalığa dikkat!)

Adres: Old Truman Brewery, 3 Dray Walk, E1 6QL, London.

Harita

Franco Manca @ Brixton

Nisan 22, 2010

Londra’da her köşede bir pizzacı var resmen, Pizza Hut, Dominos, Papa John’s gibi fast food zincirleri bir kenara bıraksanız bile, pizza Londralıların çok sevdiği bir yiyecek ve bu yönde talep çok yoğun. Akdenizli olarak bizim de damak tadımıza çok yatkın olduğu için, çoğumuzun favorilerinin arasında olmasında garipsenecek bir şey yok. Fakat gerçekten iyi pizza -ki eğer bir yerlerde yediyseniz anlarsınız- bulunması zor ve bulunca da diğerleriyle karşılaştırılamayacak kadar bambaşka bir deneyim. Velhasıl, uzunca süren arayışlarımız sonucu Londra’daki en iyi iki pizzacıyı keşfettik. Dilerseniz öncelikle Brixton’da küçük bir pasajın içindeki Franco Manca’dan başlayalım.

Sourdough denilen ekşi mayalı hamurdan yapılan pizzalarına çok ama çok güvenen bir yer burası. Ekşi maya hamurunu, özellikle Türkiye’de Ege bölgesinde kimi yörelerde ekşi maya ekmeği olarak tatmış olabilirsiniz; nadir bulunan ama tadına doyulamayacak bir lezzettir. Burada yaklaşık 20 saat dinlendirilerek kabartılan ekşi maya hamuruyla hazırlanan pizzanız, tamamen organik ve fairtrade malzemelerle beraber odun ateşinde, ilk defa kendilerinde gördüğüm ”blast cooking” adı verilen, çok yüksek ateşte sadece bir kaç dakika içinde pişiyor. Sonuç ise o ana kadar yediğim en iyi pizza (ki çok ama çok fazla yedim :) ) olarak karşımıza çıktı.

Üstte gördüğünüz bir pide değil, pizza; öğrendiğimize göre yöresel olarak kimi tarz pizzalar altında bir domates sosu tabanı olmadan hazırlanabiliyormuş. Bir bildikleri vardır diye düşünerek, ekstra isteme opsiyonum olmasına rağmen yine de orjinal halinde istedim mozarella, buffalo ricotta ve doğal mantarlı pizzamı. Her ne kadar bir dahaki seferde bir de domates soslu denemek istesem de, yine de cennetten gelmiş gibiydi pizzamız. Sevgili Gina ise o güne özel hazırlanmış menü dışı pizzalardan birini istedi ve o da bambaşka bir güzellikteydi. 5 ile 7 pound arasında değişen fiyatları ise ayrı bir güzellik. Fakat Alla Turca Londra olarak altın yıldızı, daha sonra bambaşka bir açıdan ama en az bu kadar güzel pizzaları Story Deli’de de tadabildiğimiz için (Bkz: Sonraki yazı), organik limonatalarına veriyoruz. Bal, limon ve zannedersem biraz da turunç suyu içeren limonataları zannedersek hayatımızda içtiğimiz en güzel şeydi.

Franco Manco’ya geliyorsanız sadece lezzet aşkıyla gelin, zira şıkır şıkır bir İtalyan lokantası ya da aslına bakarsanız alışılageldik bir lokanta gibi değil burası; daha çok bir pizza atolyesi gibi, dekorasyon vesaire gibi dertlere hiç girmemişler, zaten küçük olan mekanın içinde diğer lezzet gönüllüleriyle beraber sıkışıp, sadece yemeğinize odaklanıyorsunuz. Akşam yemeği rezervasyonu yapabilir miyim acaba diye endişelenmenize de gerek yok, zira sadece öğleden sonra 12-5 arası hizmet veriyorlar ve Pazar günleri de kapalılar. Zannedersek tek dertleri, olağanüstü güzellikteki pizzalarını paylaşmak, zengin olmak değil. :) Unutmadan, meraklıları için bir de Chiswick’te şubeleri varmış diye ekleyelim. Lüks, şatafat ve takım elbiselerden uzak bir şekilde bir öğlen yemeği sizi bozmayacaksa, mutlaka ve mutlaka denemeniz gereken bu gizli Londra köşesini sakın kaçırmayın!

Fiyat: *
Yemekler: *****
Ambiyans: **
Servis: ***

Ne zaman? Olağanüstü güzellikteki pizzalar için Pazar hariç herhangi bir öğle vakti.

Adres: Unit 4, Market Row, Brixton, SW9 8LD, London.

Harita
Resim

Ben’s Cookies @ Oxford Street

Nisan 19, 2010

Kurabiye seviyor muyuz? Peki bir Londrasever olarak Ben’s Cookies’ten haberdar mıyız? İkinci sorunun cevabı ”Hayır” ise büyük kayıplardasınız. İlk sorunun cevabı olarak ”Hayır” dediyseniz de cevabınızı bir kere daha sorgulamakta fayda var. Çünkü çok büyük kurabiye aşıkları olmayan sevgili editörüm Gina Quqia Davis, bendeniz Angelito ve hatta ve hatta yemek konusunda öyle kolay kolay hiç bir şey beğenmeyen anneciğimi bile dumura uğratmış bir takım kurabiyelerin lezzet ötesi saldırısına uğradık bir ay kadar önce ve neden daha önce keşfedememişiz diye çemkirdik de durduk. Ben’s Cookies’in ağzımızda eriyen, damağa değdiği gibi dağılan inanılmaz leziz kurabiylerini tattıktan sonra hepimizin kafasındaki fikir aynıydı: Biz daha önce kurabiye yememişiz meğersem!

Yukarıdaki resmi, dükkandaki görevi kadın -her nedense- kurabiyelerin vitrindeki fotoğraflarını çekmemize izin vermediği için kendi web sitelerinden aldım, o kadar da kusura bakmasınlar artık. Ha, derseniz ki aldığınız kurabiyelerin fotoğraflarını neden çekmediniz, burda da suçu sımcsıcacık oluşları ve bir lokma aldıktan sonra ne olup bittiğini anlamadan hızla midemize indirmemize sebep oldukları için, muhteşem kurabiyelerine atacağız. :) Hatırımızda kalan kadarıyla double ve triple çikolatalı, hindistan cevizli, macadamia fındıklı, beyaz çikolatalı ve fıstık ezmeli kurabiyeleri daha önce yediğimiz hiç bir şeye benzemiyor, hele eve dönmeden yemeyi aklınıza getirdiyseniz -ki getirin- dışındaki yumuşacık katmanın altında eriyen iç kısımları bizi bambaşka diyarlara sürüklüyordu. Eve götürdüyseniz de mutlaka ısıtın, zira soğuduktan sonra sadece ”çok güzel” kurabiyelere dönüşüyorlar bunlar, bizse sizin o anlatılmaz yaşanır denen cinsten tadı almanızı istiyoruz. Oxford Street’te Debenhams’ın tam karşısına gelen şubelerine biz sık sık uğruyoruz artık, tatlı niyetine. Fakat Covent Garden, High Street Kensington, South Kensington ve Leadenhall Market şubelerinin hangisi yakınınıza gelirse çekinmeden onları da deneyebilirsiniz. Ha unutmadan, kilosuna, formuna ya da kolestrolüne dikkat eden okurlar, çok fazla abartmayın, sınırınızı bilerek keyfini çıkarın. Haydi size afiyet olsun, iki tane kurabiye kalmıştı ben de ısıtıp onları yiyeyim şimdi. :)

Ne zaman? Londra’nın en güzel kurabiyeleri için, akşam geç saatler hariç her zaman…

Adres: 1-2 Sedley Place, 355-361 Oxford Street, London, W1D 2HE.

Harita

Horniman at Hay’s @ London Bridge

Nisan 19, 2010

Bir süredir güzel publardan yazmaz olmuşuz bunu farkettim. O yüzden dilerseniz havaların güzelleştiği bu ılık Nisan günleri de gelmişken sizlere Londra’nın açık havada keyfi en güzel çıkan publarından birine alalım: Horniman at Hay’s. İsminin Horniman bölümünü görünce endişelenmeyin :) Londra’daki en güzel lokasyona sahip ve görece en şık publarından birinden bahsediyoruz burada. London Bridge’deki Hay’s Gallery’nin hemen yanında konuşlanmış bu sevimli pub, aslında öyle gizli bir yer de değil ve hatta az ilerdeki benzeri olan The Anchor kadar büyük olmasa da, nehrin güneyindeki en popüler bir iki mekandan bir tanesi.

Pubların popüler olması çoğu insan için güzel bir şey ama içeride yer olmadığı zaman içeceğinizi alıp dışarıda beklemek, hele bir de sokağın ortasına çıktıysanız, çok keyifli olmayabiliyor. Horniman at Hay’s ise bu gibi sorunlardan tamamen bağımsız; çünkü bu pubın asıl keyfi, bir tarafınıza London Bridge, bir tarafınıza Tower Bridge ve karşınıza City manzaranızı alarak keyif çatabileceğiniz, nehre sıfır balkonunda çıkıyor. İstanbullu olanlar belki daha iyi bilirler, Bebek Starbucks’ın denize nazır o muhteşem balkonuna benzer bir ambiyans içinde, Thames manzarasını belki de en iyi izleyebileceğiniz, güneşli havalar için en ideal mekanlardan birinden bahsediyoruz. Hatta balkonunun üstündeki devasa şemsiyeleri, sizi aksi durumlarda yağmurdan da o kadar iyi koruyor ki, aşırı dondurucu rüzgarlı havalar hariç burayı her koşulda listenizin üst sıralarına koymamak için tek sebep herhalde bu bölgeye çok uzakta yaşıyor oluşunuz olabilir. Aksi halde kollarını açmış, keyifli bir akşamüstü ya da akşam için sizi bekliyor olacak Horniman. Dışından o kadar çok bahsettik ki, içini unutarak kapıyorduk az kalsın konuyu: Sevimli iç dekoru, geniş salonları, basit ama güzel yemekleri ve çok çeşitli barı ile Horniman at Hay’s, her koşulda Londra’lıların favori yerlerinden biri. Görmeden geçmeyin deriz…

Ne zaman? > Güzel bir nehir manzarasına karşı keyifle bir şeyler içmek istediğinizde…

Adres: Hay’s Galleria, Tooley St, London, SE1 2HU

Harita
Resim

Whittard of Chelsea @ Piccadilly Circus

Nisan 13, 2010

Gecenin köründe, uykunun benden çok uzaklarda olduğunu farkettiğimde kendime bir bardak sıcak çikolata koyup devam ederim genelde işime gücüme. Çok elit ya da sıradışı bir zevk olmadığının da farkındayım ama tahmin ederim ki pek çoğumuz için doğru yer ve zamanda sıcak bir içecek, samimi bir dost kadar iyi gelir insana. Bu gece de bana bu dostluğu son zamanlarda inanılmaz bir güzellikle sağlayan sıcak çikolatamın sahibine ve onun diğer ürünlerine ayırmaya karar verdim bu köşeyi. En güzel ve özgün sıcak içeceklerin adresi olan Whittard of Chelsea’ye…

Piccadilly Circus’un kalabalığında, farkedebildiniz mi şu ana kadar bilmiyorum ama, Londra’daki 14 şubesinden ikisini barındırıyor bu ülke çapında meşhur çay, kahve ve diğer meşrubat ürünleri zinciri. Birisi Regent Street’in hemen başındaki ufak dükkan; bense hemen az aşağıda, Lower Regent Street’te olan daha büyükçe ve daha çok ürün bulunduran şubesini tercih ediyorum genelde. Ne için mi? Çaylardan başlayalım dilerseniz. Siyah, yeşil, beyaz, kafeinsiz, chai, bitki çayı, aromalı, Rusya, Seylan, İngiliz, Çin, Asya, Premium derken yüzlerce – evet şaka yapmıyorum – yüzlerce çeşit çayı, ki demleme çaylardan bahsediyorum, Whittard of Chelsea’nin değişik şubelerinde bulabiliyorsunuz. Kolayı sevenler için poşet çaylarda da çok geniş bir yelpaze mevcut; pina colada, mango, çilek, ekinezya, sıcak şarap, guava ve Turkish Apple gibi seçenekleri içinde bulunduran enfes aromalarla gönlümüzü çalmayı başarıyorlar. Kahve seçenekleri de çaylarının gerisinde kalsa da hiç fena değil. Dünyanın kahvesiyle meşhur 12 farklı yöresinden gelen değişik kıvam, tat, sertlik ve aromalarda çekirdek ve instant tabir edilen neskafe türevi kahveler, kahve pişirme ekipmanları ve aroma şurupları da bulmak mümkün. E tabi ki de o kadar şeyi elimizle içmeyeceğimiz için, neşeli bir çay-kahve takımı seleksiyonu da sunuyorlar bizlere. Bütün bu mükemmelliklerinin yanında benimse kalbimi, bir tatlı tutkunu olarak, sıcak çikolatalarıyla çaldılar.

İlk kez çok sevdiğim bir başka lezzet düşkününün tavsiyesiyle ve sıcak çikolatalarıyla keşfettiğim Whittard of Chelsea, işte tam bu noktada kızgın kumlardan serin sulara atlatıyor sevenlerini. Premium, karamelli, papatya ve ballı, zencefilli, beyaz, naneli, 70% kakaolu, hindistan cevizli, Aztek biberli, organik, marshmallowlu, pralinli, tarçınlı, çilekli ve portakallı gibi binbir çeşit sıcak çikolata türeviyle WOC’de sevinçten ağzımız kulaklarımıza varıyor. En son gittiğimde 3 tanesi 2 fiyatına şeklinde 10 pounda 3 paket (ki her paket 400gram) alıp, ikisini arkadaşlarıma verip, birinin tadını kendim çıkarmaya karar vermiştim, güzel de yapmışım. Zaman zaman çilek aromalı çayımla değişe değişe tadına varıyorum, hiç birisini gücendirmeden. Size de fazlasıyla tavsiye ederim, illa ki keyfinize ve zevkinize göre bir ürünleri vardır…

Ne zaman > Kendinizi, arkadaşlarınızı ya da sevdiklerinizi küçük hediyelerle şımartmak istediğinizde…

Adres: 13 Lower Regent Street, London, SW1Y 4LR. (Diğer şubeleri için web sitelerine bakalım)

Harita
Resim

Shunt @ London Bridge

Nisan 7, 2010

Yukarıdaki kapının ardında Londra gece hayatının en muhteşem sırlarından biri gizli: Shunt. Eğer tüm Londra bu mekandan haberdar olsaydı kaç bin kişi alırdı, tahmin edebilmek bile güç; öylesi büyük ve öylesi farklı bir mekan burası. Devasa tünel, hangar ve odalardan oluşan bu mekan aynı anda bar, sanat galerisi, konser salonu, sinema ve zaman zaman da club işlevi görebilen devasa bir kompleks. İçinde bir alkolsüz içecek ve organik meyve suyu barı, bir şarap barı, bir kokteyl barı ve 2 tane de kafanıza göre ne içmek isterseniz bulabileceğiniz büyük bir bar bulunduruyor. Ama aklınıza öyle aman aman lüks, kokoş bir mekan gelmesin; tam tersine, olabildiğince underground kalmaya çalışan, Londra’daki sanat çevresi, alternatif müzikseverler ve öğrencilerin ayakta tuttuğu bir mekan burası. Öyle ki her sene son senesi olabilir buranın, zira hayatına devam edebilmesi, Londra demiryolu şirketleri ve belediyeyle yaptıkları anlaşmalara bağlı. Sebebine gelince, o da Shunt’ın London Bridge station’un içinde – evet yanlış duymadınız – içinde yer alması. ”Aa nasıl olur da görmedim” demeyin, zira kendisinden bahsedildiğini bir yerlerde duymadıysanız haberiniz bile olmayacak, Londra’nın gizli kalmaya çalışan köşelerinden burası.

İçeride muhabbet son derece güzel, loş ve rahatsız etmeyecek miktarda ama oldukça cool duran sisli ambiyans da muhabbete tat katıyor. Mekanın girişinden az ilerideki şarap barındaki seçenekler gayet güzel, kokteyller leziz, içki sevmeyenler için organik barı da oldukça tatminkar. Zamanınızı nasıl geçireceğiniz ise tamamen size kalıyor. İsterseniz arkadaşlarınızla loş bir köşedeki koltuklara yayılın, isterseniz bar bölümlerinde sosyalleşin, gruplar hoşunuza gidiyorsa konser olan odalarda müziğin ve dansın tadını çıkarın, mekanın içerisinde köşe kapmaca oynayın, fotograf çekimleri ya da sanat galerilerindeki gösterimleri izleyin, gizli bir odada langırt oynayın ya da sinema odalarındaki bağımsız Avrupa sinemasının güzel örneklerini sessizce izleyerek vakit geçirin, Shunt’ta yapılacaklar bitmiyor. Bizim bir gece Balkan müziği çalan bir gruba kendimizi kaptırıp, kimseye aldırmadan halay çekmişliğimiz bile var. :) Tek dezavantajı ise tabi ki bulunduğu mekan gereği sadece Cuma ve Cumartesi akşamları ve sabah 3 ila 3.30′a kadar açık oluşları. Ama bu akşamlardan birinde, yapacak farklı bir şey istiyorsanız, kapın arkadaşlarınızı ve Shunt’un yolunu tutun.

Not: Kredi kartı geçmiyor ve online olarak web sitelerinden bilet almanızda fayda var.

Ne zaman? > Farklı bir Cuma ya da Cumartesi gecesi geçirmek istediğinizde…

Adres: London Bridge istasyonunun içinde, Borough değil de London Bridge çıkışı tarafındaki tuğla duvarın içinde. :)

Harita
Resim

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.